Orman haftası ile ilgili Bilgiler

  • Orman Haftası ile ilgili yazı
  • Orman haftası ile ilgili şiir
  • Orman haftası ile ilgili atasözleri
  • Orman haftası ile ilgili hikaye
  • yerli malı ve tutum haftası ile ilgili tekerlemeler
  • Orman haftası ile ilgili skeçler
  • Orman haftası ile ilgili tekerlemeler

orman-haftasi1

orman haftası ile ilgili bazı tekerlemeler
Ormanda bir kuş
Bir dala konmuş
Ormanda bir kuş
Bir dala konmuş
Ötüyor işteee
Ötüyor işte
Cik cik cik cik cik
Cik cik cik cik cik

Ormanda bir at
Atmış herşeyi
koşuyor işte
koşuyor işte

Ormanda bir fil
Yemiş herşeyi
Patlıyor işteee
Patlıyor işte

Orman Haftası ile İlglii Yazı

Orman; hayvanların barındığı, çeşitli bitkilerin bulunduğu sık ağaç topluluklarıdır. Ormanda büyük ağaçlar, ağaççıklar, mantarlar, otlar, yüzlerce, binlerce bitki bir arada bulunur. Çam, sedir, köknar, ladin, ardıç, meşe, dişbudak, kayın, gürgen belli başlı orman ağaçlarıdır. Ağaçlar ya kendiliğinden yetişir, ya da insanların ormana diktiği fidanlardan oluşur. Ormanın küçüğüne, ağaçların seyrek olduğu yerlere koru denir.

Eskiden yeryüzünün büyük bir bölümü ormanlarla kaplıydı. insanların bilgisizlikleri nedeniyle yok edilen ormanların yerini bozkırlar, çoraklaşan topraklar, çöller aldı.
İnsanlar her zaman ağaca ve ağaçtan yapılan çeşitli araç ve gereçlere gereksinme duymuşlardır. Ormanlar, ağaçlar, toprağın nemli kalmasını sağlar. Toprak kaymasını (erozyonu) önler, selleri durdurur. Ormanlar yörenin iklimim etkiler, yağmur yağmasını sağlar. Çok sıcakları, şiddetli soğukları önler. Ormanlar aynı zamanda av hayvanlarının barınağıdır.

Ormanlar bir ülkenin doğal güzellik ve zenginlik kaynağıdır. Öte yandan kullandığımız araç ve gereçlerin çoğu ağaçlardan yapılır. Evimiz, önümüzdeki masa, oturduğumuz sandalye, elimizdeki kalem, defterimiz, yaktığımız odun hep ağaç ürünleridir. Ayrıca ağaçlar endüstrinin birçok kollarında, boya sanayiinde, ilaç yapımında kullanılır. Bize bu kadar yarar sağlayan, ülke ekonomisinde önemli yeri olan ormanları korumalıyız. Ağaç dikip, yeni ormanlar yetiştirilmesine yardımcı olmalıyız.

Ormanlara en büyük zarar insanlardan gelir, insanlar orman işletmelerinden izin almadan, çıra yapmak, reçine çıkarmak için ağaçları yaralarlar. Tarla açmak, yerleşim yeri kurmak, hayvanlara otlak yeri açmak için ormanları yok ederler.

Ateşin söndürülmeden bırakılması sigaranın söndürülmeden atılması, koskoca bir orman alanının yanıp kül olmasına neden olur. Yanan ormanın yerine yenisinin yetiştirilmesine bir insanın ömrü yetmez. Zararlı böcekler, kemirici hayvanlar, özellikle keçiler, ağacın yeni süren dal ve yapraklarını yiyerek ormanlara zarar verirler. Ormanlara zarar vermek, ceza yasalarımıza göre suçtur. Orman suçları bağışlanmaz suçlardandır.

Ülkemizde ormanların korunması, ağaçlandırma işleri cumhuriyet yönetiminin ilanından sonra ele alındı. Tarım ve Orman Bakanlığı kuruldu. Her ilde valiler başkanlığında orman yetiştirilmesi için bir kurul vardır. Bu kurul yörede ormanların korunması ve yeni ormanlar yetiştirilmesi için kararlar alır ve uygular. Her yıl Mart ayı içinde bir haftayı Orman Haftası olarak duyurur. Haftanın bir günü Ağaç Bayramı olarak kutlanır. Uygun alanlar ağaçlandırılır. Yeni ormanların yetiştirilmesi için çalışmalar yapılır.

Ormanların korunması, çevremizin ağaçlandırılması hem yurdumuzun, hem de dünyamızın önemli bir sorunudur. Bu nedenle 21 Mart Dünya Orman Günü olarak her yıl kutlanmaktadır.
Bizler de çevremizdeki ağaçların dallarım kırmayanın, fidanları sarsmayalım. Ağaçları zararlı hayvanlardan koruyalım. Yeni fidanlar dikelim. Bu etkinliklerimizi yaşam boyu sürdürelim.

Orman haftası ile ilgili şiirler

AĞAÇ DİYOR Kİ
Ben küçücük bir ağacı
Yurdumun bir bahçesinde
Topraklar tüterken gölgem
Dallar da çiçeklensin de.

Her şeyimle yararlıyım,
İnsanoğluna dünyada,
Çiçeğim, yaprağım, gölgem
İri dallı zerdalimle.

Kuşlar mutlu şarkısını
Hep dalımda söylerler,
Şen arılar vızır vızır,
Kokuma koşup gelirler.

Sakın sakın dalımızı,
Çocuklar çekip kırmayın.
Çakınızla gövdemizde
Derin yaralar açmayın.

Halim YAĞCIOĞLU

ORMAN
Sen insansın, o ağaçtır,
Suya, ışığa, sevgiye
Bir insan kadar muhtaçtır;
Ağaçların şehri orman.

Onu ne yak, ne sök, ne kır.
Bir dal kopardığın zaman.
Gizli bir sesle hıçkır..
Her orman yurda bir ordu
Ormanı iyi koru..

Hüseyin KALABA

ORMAN
Kestane, gürgen, palamut
Altı yaprak, üstü bulut.
Gel burda sen, derdi unut.
Orman ne iyi, ne iyi,
Aman ne iyi, ne iyi !

Dallar kol kola görünür,
Yaprak yaprağa sürünür,
Kışın karlara bürünür
Orman ne güzel, ne güzel,
Aman ne güzel, ne güzel !

Ormanda kuşlar, böcekler,
Yavru ceylanlar emekler,
Açar yedi renk çiçekler,
Orman ne büyük, ne büyük,
Aman ne büyük, ne büyük !

Çamın, yaprağı dökülmez,
Gürgenin kolu bükülmez,
Ağaç dibinden sökülmez.
Orman ne canlı, ne canlı,
Aman ne canlı, ne canlı !

İzin vermeyiz kırmana,
Dayanamayız vurmana,
Baltayı sokma ormana,
Orman ne mutlu, ne mutlu,
Aman ne mutlu, ne mutlu !

Git, git sona varamazsın,
Kuşak olsan saramazsın,
Dalını koparamazsın,
Orman ne sonsuz, ne sonsuz,
Aman ne sonsuz, ne sonsuz !

İlhami Bekir TEZ

ORMAN
Gölgesi serindir, havası taze,
Yeşil yaprakları zümrüt yelpaze.
Yazın ortasında istersen bahar.
Bir gün ormanda kal aksama kadar.

Tertemiz bir hava dolar içine.
Her yer ne hoş kokar: çiçek, reçine.
Cıvıldaşır türlü kuşlar bir yanda
Buz gibi kaynaklar var ormanda.

Ağaçlar uğuldar, estikçe rüzgar.
Gönlümüze hayat verir ormanlar…
Ormandır dağlara zümrüt bir örtü,
Ormandır kırların en güzel süsü!…

Orman güzellik ve zenginlik demek,
Ormanları sevmek, korumak gerek.
Ormansız memleket çöldür, çoraktır,
Orman bulutlara yeşil konaktır.
Bulutlar burada gelir oturur,
Burada boşanır sağanaklı yağmur…

Ormandır sulara söyleyen ninni,
Ormandır, sulara öz anne gibi.
Gölgelikte doğup büyür dereler,
Yazın suyu, orman korur ve besler…

Ormanlar yapraktan bir engin deniz,
Burada yıkanır hava tertemiz.
Orman sağlık, hayat dolu bir kaynak,
Herkese bir ödev onu korumak…

Zeki TUNABOYLU

AĞAÇ SEVGİSİ
Kucak açarsın herkese
Bu dost, şu düşman demeden
İyilik yaparsın herkese
Bir karşılık beklemeden.

Güzel yurdumun süsüsün
Bulutlara dal uzatan
Kuru, yeşil örtüsüsün
Gölge veren, dal uzatan,

Ne kadar çok çeşidin var
Elma, armut, meşe, kavak
Tatsız geçer sensiz bahar
Sensiz toprak olur kurak.

M. Necati ÖNGAY

Orman haftası ile ilgili bazı atasözleri
* Ağaca beşikten mezara kadar muhtacız.
(Türk atasözü)

* Ağaçsız memleket duvaksız geline benzer.
(Türk atasözü)

* Ağaç kökünden yıkılır.
(Türk atasözü)

* Bir kuşağın diktiği ağacın gölgesinde gelecek kuşaklar serinler.
(Çin atasözü)

* Yaş kesen baş keser.
(Türk atasözü)

* Ormansız yurt vatan değildir.

* Ormanlar milli servettir.

* Ormanı korumak, erozyonu önlemek demektir.

* Toprağını kaybetmek istemiyorsan, ormanı yok etme.

* Orman yurdun hem süsü, hem gücüdür.

Orman haftası ile ilgili bir hikaye
Çok çok uzak ülkelerin birinde,uzak bir yerlerde mutlu hayvanların yaşadığı,yemyeşil ağaçlardan,rengarenk çiçek ve bitkilerden oluşan,henüz insanların keşfetmediği kocaman bir orman varmış.
İçinden küçük bir derenin geçtiği orman sabah güneşinin ilk ışıkları ve kuşların cıvıltıları ile uyanır,güneşin batışının ardından,pırıl pırıl parlayan yıldızların altında,içinde barındırdığı hayvanlar ile birlikte uykuya dalarlarmış.Soğuk ve yağışlı bir kışın ardından ilkbahara merhaba diyen orman ve sakinleri,birlikte günlerini geçirecek yiyeceklerini ararlarken yavruları ise neşe içinde koşarlar,oynarlar.
O gün sevimli ayı ailesi sabah kahvaltılarını yaptıktan sonra,baba ayı ormana yiyecek bulmaya çıkar.Anne ayı evlerinin işlerini yaparken minik ayı ormanda arkadaşları ile oynamaya gider.Tavşan,sincap,minik ceylan ve diğer arkadaşları ile hep birlikte oynarlarken,birden uzaktan gelen bir ses ile suskunlaşıp oyunlarını yarım bırakarak saklanırlar.Bir süre geçtikten sonra minik ayı saklandığı yerden çıkarak,merak ve korku ile arkadaşlarıyla beraber sesin geldiği yere doğru yavaşça giderler.Biraz daha yaklaştıklarında gördükleri manzara karşısında korku ve endişe ile bir birlerine sarılırlar.Şaşırmışlardı,ilk kez böyle bir şey görüyorlardı.Uzun sakallı,kirli giyimli bir adam,elinde baltası ile bir ağacı acımasızca kesiyordu.Yuvaları bozulan kuşlar kesilen ağacın etrafında uçuşurlarken,sincap ailesi de olanları endişe ile izliyorlardı.Yapabilecekleri hiçbir şey yoktu.Minik ayı babasını bulmak için hızla koşarken arkadaşları da ormandaki diğer hayvanlara haber vermeye giderler.Baba ayı olayı duyar duymaz,ormanın en yaşlı hayvanlarını toplayıp kısa bir zamanda bir karar alırlar.Çünkü olaya hemen müdahele edilmezse diğer hayvanlarda yuvasız kalacak,ağaçlar birer birer kesilecekti.
Önce bir plan yaptılar.Ormanın çıkışına büyük bir çukur kazdılar.Fil hortumu ile dereden su taşıyıp yarıya kadar doldurdu.Köstebekler çukurun üzerini çalılarla bir güzel kapattılar.Ormandaki her ağacın dallarının arasına ikişer üçer tane maymun saklandı.Ve planlarını uygulamaya başladılar.Baltalı adam kesmek için hangi ağacın dibine gelse,ağacın üzerinden,başından aşağı toprak ve taş parçaları dökülüyordu.Yukarı bakıyor ama hiçbir şey göremiyordu.Çok şaşırmıştı.Diğer ağacın yanına gitti yine aynı şey.Bir diğeri yine aynı.Yaklaştığı her ağacın üzerinden başına toprak ve taş dökülüyordu.Ama bu imkansızdı,olamazdı.Kestiği ağacın arkadaşlarının kendisine taş attığını düşünmeye başlamıştı.Korkmaya başlamıştı.Zaten hayvanların istediği de buydu.Onun gibi zarar vermek değil,sadece korkutup iyi bir ders vermekti.Son bir kez bir ağacın yanına yaklaştığında yine aynı şekilde başından aşağı toprak ve taş dökülmeye başladı.Çalıların arasından baba ayı çıkıp ellerini havaya kaldırarak yüksek bir ses ile baltalı adamı son bir kez korkuttu.Hemen arkasında bulunan fil hortumunda getirdiği suyun hepsini baltalı adamın üzerine fışkırttı.İyice korkan adam bağırarak kaçarken köstebeklerin üzerini örttüğü çukura düştü.Hem çok korkmuş,hem de her yeri ıslanmıştı artık.Korkudan baltasını bile orada bırakarak hızla ormandan uzaklaştı.Tüm bu olaylar gerçekleşirken,kesilen ağaçta yuvaları bozulan kuşlar ve sincaplar için arkadaşları ve minik ayı,komşu ağaçta birer yuva hazırlamışlardı.Bu olay baltalı adama büyük bir ders olmuş,bir daha eline balta almamış,hatta her hangi bir daldan çiçek dahi koparmamıştı.Ormandaki tüm canlılar uzun yıllar boyu kardeşçe mutlu bir hayat sürdüler.Sevimli ayı ailesi o baltayı hala odalarının bir köşesinde saklıyorlar.O uzaktaki ormanın adı o gün bu gündür uzak orman değil de sevimli orman olarak anılmakta.
Sevgili arkadaşlar!.Ormanlarımızı,ağaçlarımızı ve yeşili,hayvanları,tüm canlıları,,kısaca doğayı çok sevelim,koruyalım.Çünkü bizler hep birlikte aynı gökyüzünü paylaşıyor,aynı havayı soluyor ve aynı dünyada yaşıyoruz.Biz bütünüyle bir Dünyayız.
Orman Haftası ile ilgili Skeç

Oynayanlar:

Anne

Komşu kadın Avcı Oduncu

Geyik (Geyik maskeli çocuk}

Ormandaki koyunlar

(Maskeli çocuklar)

Sahne: Bir köy odası

Birinci Perde

Anne, komşu kadın, sonra avcı (Anne, kulübenin kapısından dışarıya bakar. Komşu kadın sedirde oturmuş, yün eğirmektedir.}

ANNE – Ortalık nerede ise kararacak!..

KOMŞU – Eh ne yapalım, vakit akıyor.. Gözümüzü açıp kapayıncaya kadar akşam ofuyor!..

ANNE – Aman ne söylüyorsun komşu! Bugün saatler geçmesini bilmiyor!..

KOMŞU – Herhalde işin yoktu da sana saatler uzun geldi. Yoksa ben, sabahtan beri o kadar çalıştım ki bana gün pek kısalmış gibi geldi…

ANNE – Bugün işim yoktu, ama bir iş tutacak gönlüm de yoktu!

KOMŞU – Ne vardı komşucuğum? Bir derdin mi vardı yoksa!..

ANNE – Bir derdim vardı ya!..

KOMŞU – Vah vah… Geçmiş olsun!.. Ne İdi derdin?..

ANNE – Annelerin derdi ne olur ki! Ben avcıyı düşünüyorum?..

KOMŞU -Avcıyı mı?.. Anlayamadım! Hangi avcıyı?..

ANNE – Bizim çocuğu düşünüyorum!.. Ona siz köyde avcı demiyor musunuz? Benim de dilim alıştı. Çocuğumun adını bile unuttum!.. Ben de onu “avcı” diye çağırıyorum…

KOMŞU – Peki! Senin avcıya ne olmuş ki? Bu kadar üzülüyorsun!..

ANNE – Bir şey olmadı!.. Ama… .

KOMŞU-Aması ne?..

ANNE – Aması şu: Bizim çocuğun zihnine koymuşlar!.. Güya ormanda bir yaban domuzu türemiş. Bütün çiftliklere, çubuklara, tarlalara, bağlara ziyan yapıyormuş. Köylülerin canı İçin de tehlike oluyormuş… Bu köyde ve yakın köylerde, oğlum gibi bir avcı yokmuş. Ona, “Bu yerleri olsa olsa sen kurtarırsın!.. Senden başka kimse onu alt edemez!” demişler… O da bu sözlere kapıldı, önceki sabah tüfeğini yüklendi, Çarıklarını giydi, canavarı avlamaya ormana gitti. “Yapma oğlum, etme oğlum…” dedim, dinletemedim. Dün sabah giderken: “Bu hayvanı vurmadan dönmeyeceğim.” dedi. Ama, ne kadar zaman dağda, ormanda kalabilir?.. Çantasındaki azık da pek azdı. Dün gece gelmeyince, çok üzüldüm, ama “Belki de ormanda domuzun çıkışını bekliyor!..” diye kendimi avuttum. “Gün ışırsa gelir!” dedim… Şimdi gün kavuşuyor, bizimki hAlA görünürlerde yok!.. İşte anun için durmadan kapıdan bakıyor, yolunu gözlüyorum…

KOMŞU – Üzme kendini komşucuğum!.. Avcı oğlun arslan gibidir. Üç köy avcısının öldüremediği o koca domuzu senin uşak, Allah bağışlasın; tek başına öldürür!..

ANNE – Evet, Allah korusun! Şimdiye kadar başına böyle bir şey gelmemişti! Ama analık dedik ya!..

(Onlar böyle konuşurken sahne hafifçe kararmaya başlar.)

KOMŞU – Evet, akşam kavuşuyor. Ben de kalkıp gideyim!.. Ocağa bir çorba koyayım!..

ANNE – Ah sen de mi gidiyorsun? Yalnız kalınca daha da güç olacak beklemek!..

KOMŞU – Yemekten sonra sana yine uğrarım!..

ANNE – Haydi güle güle!..

(Anne, arkasını kapıya çevirmiştir, bu sırada ava içeriye girer.)

KOMŞU-İşte avcı geldi!..

(Anne sevinçle kapıya koşar)

ANNE – Sen mi geldin yavrum?.. Oh ne kadar merak ettim!

(Avcının suratı asıktır, omzundaki torbayı yere bırakır; gelir, annesinin ve komşusunun ellerini öper.)

KOMŞU – Çok yaşa yavrum…

AVCI – Siz de çok yaşayın teyze!..

ANNE – Nerelerde kaldın dün gece?

AVCI-Merak mı ettin?

ANNE – Elbette!

AVCI – Ben sana canavarı yakalamadan dönmeyeceğim dememiş miydim?..

ANNE – Dedin, dedin ama, ben canavarla boğuşmaya gittiğini biliyordum, nasıl rahat ederim?..

AVCI – Ben sana canavarı vurmadan geri dönmeyeceğimi önceden söylemiştim. Canavarla da buluşmak için sözleşmiş değildik ya! Onu, bir günde yakalayamayacağımı düşünürsün ve kendini üzmezsin sanmıştım…

ANNE – Bari canavarı vurdun mu?

AVCI – Ne gezer?.. Dağda, ormanda dolandım durdum!..

KOMŞU – Ben torbayı görünce canavarı öldürdükten sonra kafasını kesip şu çuvala koydun sanmıştım.

AVCI-Hayır!..

KOMŞU – Sonra annen lAmbayı yakınca çuvalda: “Canavarın başı bu kadar küçük olamaz!” dedim.

AVCI – Doğru düşündün teyze, bunun içinde canavar değil, minik bir geyik yavrusu var!..

ANNE – Ne dedin, ne dedin?.. Bir geyik yavrusu mu?..

(Yere eğilir, çuvalı aralar, hemen kapatır.) Sahi! imiş… Nasıl yaptın avcı bunu? Nasıl kıydın bu yavruya?..

(Komşu kadın gelir, çuvalı aralar, bakar.)

KOMŞU – Eyvah avcı! Şu yavrucağı nasıl vurdun? Hem kimseyi rahatsız etmeyen, ormanlarımızı süsleyen, bu minicik yavruya nasıl kıydın? Senin hiç de mi acıman yok?..

ANNE – Şimdi onun annesi nasıl yanıyordur? Bilsen, anlasan bunu yapmazdın!..

AVCI – Anne ben bunu öldürmek istemedim!..

ANNE – O kendi kendini mi öldürdü?

AVCI – Sana nasıl olduğunu hemen anlatayım… Bütün gün canavarı aradığım için başka hayvan vurmamıştım. Ertesi gün, yani bugün de böyle oldu… öğleden sonra, köye dönmek için yola düşmeden önce, karşıma bir geyik çıktı… Ben de köye boş dönmeyeyim diye ona nişan aldım. Fakat çalıların arasında yavrusu varmış, anasını tehlikede görünce birden çalılar arasından fırladı. Anasına koştu, silAh onu vurdu, ben de fena oldum, bir kaza oldu. Oldu ama!..

ANNE – Sen iyi bir avcı değilsin!.. İyi bir avcı olsaydın ne yavrulu bir hayvanı vurur, ne yavruyu öksüz bırakırdın! Ne de böyle suçsuz bir yavruyu öldürür, annesinin gönlünü dağlardın… Zaten, avcılık, ancak herkesin tarlasını harman, çorman eden muzur hayvanlar için, insanlara karşı tehlikeli olanları yok etmek İçin yapılmalıdır. Keyif cin hiç bir can öldürülemez… Ben senin böyle kalpsiz olmanı istemiyorum… Ben sana böyle yabancıler gibi davran diye avcı olmana İzen vermedim…

AVCI – Ben de çok üzgünüm anne! Ben bu yavruyu öldürmek istemedim…

ANNE – Ama öldürdün… Ben, sana verdiğim avlanma iznini geri alıyorum… Eğer benim iznim olmadan yine avlanırsan, işte komşumuz da şahit, ben sana analık hakkımı helAl etmem!..

AVCI-Anneciğim, ben küçükten beri avcılık yaparım, avı çok severim, Fakat mademki benim avcılık yapmama izin vermiyorsun, o hAlde sana söz veriyorum, artık avcılık yapmayacağım…

ANNE – Teşekkür ederim oğlum, ama söz vermek yetmez, bu köyümüzün avcılarının bir töresi vardır. Onlar avcılığa tövbe edecekleri zaman köyün etrafını çeviren Yedidağ’ın en tepesine tırmanırlar ve tüfeklerini yedi kere havaya boşaltırlar. Sonra evlerine gelirler ve tüfeği kapının arkasına asarlar… Eğer sen de avcılıktan vazgeçmeye karar verdinse, yarından (bilgi yelpazesi.net) tezi yok tüfeğini alırsın, Yedidağ’a tırmanır, tepeye gelince törenin emrettiği gibi havaya yedi el ateş edersin ve gelip kapının ardına tüfeğini asarsın, benim günlüm de rahat olur! Beni iyice anla, hiç sebepsiz yere seni öldürseler ben ne hAle gelirdim. Düşün ki hayvanların da onları da seven anneleri var…

AVCI – Avcılıktan vazgeçmek bana güç gelecek ama mademki sen istiyorsun, yarın vazgeçiyorum avcılıktan!..

ANNE – Haydi geç sini başına, benim sana pişirdiğim çorbayı İç… (Avcı sini başına geçerken perde kapanır.)

İkinci Perde

Sahne: (Bir koru. Bir ağaç altında oduncu balta ile odun yarmaktadır. Ava omzunda tüfekle sağdan girer.)

ODUNCU -O… Merhaba avcı başı. Nasılsın?

AVCI-Sağ ol!.. İyiyim! Ya sen?..

ODUNCU – Şükürler olsun, ben de iyiyim… Ama seni biraz keyifsiz görüyorum nen var?..

AVCI-Bir şeyim yok!..

ODUNCU – Yoksa önceki akşam canavarı vuramadın diye mi kederlisin?..

AVCI – Vuramadım değil, bulamadım diye canım sıkkın!..

ODUNCU – (Gülerek) Ben bu ormanda canavarın peşindeyiz diyen nice avcılar gördüm, hiçbiri onunla boy ölçüşemedi. Sen de yıldın işte!.. Ayıp değil!..

AVCI – Ben yılmadım ama bugün avcılığa tövbe edeceğim de canım ondan sıkılıyor.

ODUNCU – Demek korkun benim sandığımdan daha kuvvetli imiş. (Güler)

AVCI – Ben yılgınlıktan değil, ana hatırı için bunu yapıyorum.

ODUNCU – Hep korkanlar böyle söyler, ben bugüne kadar korkup da korktuğunu söyleyeni hiç görmedim.

(Tam bu sırada ormanın içinden bir geyik çıkar. Avcının karşısına dikilir, ona dik dik bakar!)

ODUNCU – (Alayla) Bak hele şuna!.. Avcıbaşı, sana şu geyik kafa tutuyor yahu!.. Tövbe etmiş bir avcı olduğunu anladı galiba! Seni umursamıyor, alay ediyor.

AVCI – (Avcı birden parlar, tüfeğini çevirir, geyik kaçar.) Ben daha tövbe etmedim.

ODUNCU – Hey avcıbaşı, mademki tövbe etmedin, seninle alay eden geyiğin ardına düşsene… Ama ey avcı, nerde sende öyle koşacak bacaklar?..

(Ava, geyiğin arkasından fırlar.)

ODUNCU – (Bağırır) Koş bakalım koş, sende eski soluk kalmamış arkadaş!.. Sen o geyiğe yetişemezsin!..

(Perde kapanır.)

Üçüncü Perde

(Sahneye baştanbaşa eğik bir kalas konulmuştur.

Dağın tepesine çıkan bir patikadır bu. Kaçıp kovalamanın, uzun olduğunu göstermek için. Geyik sağdan girer, sola tırmanır, soldan çıkar. Yine aynı biçimle, geyikle ava sahneye bir taraftan girer bir taraftan çıkarlar. En sonunda geyik yüksek noktaya gelince birdenbire durur, başını geriye çevirir, avcı İleri atılır.)

GEYİK – Dur! İlerleme, silaha da davranma ey merhametsiz, ey zalim avcı! İlerleme! Olduğun yerde dur!.. Bu çalıların bir karış ötesi derin bir uçurumdur. Ben seni buraya kadar evladımın intikamını almak için getirdim! Durmayıp da koşsaydım, sen de peşimden (bilgi yelpazesi.net) koşacaktın ve bilmediğin için, uçuruma yuvarlanıp ölecektin, ama ben seni değil, seni kaybedince her şeyini kaybedecek anacığını düşündüm,.. Seni ölümle cezalandırmak, onu cezalandırmak olacaktı!.. Kendi acım kadar bir acıyı başka bir anneye tattırmamak için, seni öldürmekten vazgeçtim.

AVCI – Ey bağrını yaktığım geyik, beni bağışla! Ben yavrunu değil, seni vurmak istemiştim. O, anacığını kurtarmak için kendisini silahımın önüne attı… Onu öldürdüğümü gören annem, iyi ve zararsız hayvanları öldürmemek şartıyla vaktiyle benim avcı olmama izin verdiğini söyledi… Fakat iznini geri aldı ve kendi izni olmadan bir daha avlanırsam bana analık hakkını helal etmeyeceğini de bildirip beni Yedİdağ’ın tepesine yolladı ve her tepede yedi kere havaya ateş ettikten sonra avcılığa tövbe etmemi istedi. Ben, onun İçin yollarda idim, yine şeytana uydum. Ama artık bir daha annemin sözünden çıkmayacağım… Beni affet, yaptığımı düşünemedim. İşte bak! Dağın tepesindeyiz, İlk tepeden havaya doğru tüfeğimi birinci kere boşaltarak tövbe törenine başlıyorum.