SİZ HANGİ ÇOCUKLARDANSINIZ?

SİZ HANGİ ÇOCUKLARDANSINIZ?

sizhangicocuklarsiniz

Tozlu yollarda koşturduktan sonra, arkadaşının yere itivermesiyle ağlamaya başlayan ve gözyaşlarının yüzündeki tozları çamura çeviriverdiği çocuklardan mısınız? Yoksa siz de yazın ılık akşamlarında, asfalt yolda yürürken pabuçlarını çıkarıveren ve eve vardığında annesinin ziftlenen ayaklarını gazla temizlediği çocuklardan mısınız; siz de dere kenarında ufak balıkların peşinde koşanlardan mısınız? Hani o ufacık balıkları toplayıp suyun içinden bin bir el titremesiyle saydam poşetlere koyduğumuz, eve gidene kadar poşetin ağzını bir açıp bir kapattığımız, kavanoz bulup onları bir an önce izlemek için koşturduğumuz ve ancak bir hafta yaşayan balıkların suyunu onları çay süzgecine alarak değiştirmeye çalıştığımız ve kimisi düşürüp kaybediverdiğimiz çocuklardan mısınız?


Siz de yokuşları çıkmayı sevmez; ama bağıra bağıra yokuşlardan aşağı koşarak inmeye bayılırdınız değil mi? Ve ola ki ayağınız takılıp da bir yere düştünüz ilk kanayan yeriniz dizleriniz olurdu; hafif kabuk tutmaya başladığında dayanamayıp o tatlı ve anlamsız acıyı çeke çeke kopartırdınız değil mi?
Hani kıra giderdik. Domates, salatalık, ekmek ve varsa peynir konurdu torbamıza. Peki siz hiç bir başkasının tarlasından, kızacağını, çok kızacağını bile bile, ayçiçeğini kafasıyla kopardınız mı hiç? Kopardınız değil mi içinin olmadığını bile bile; eriklerin henüz olmadığını bildiğiniz halde kopardınız değil mi onları da? Sonra o olamamış eriklerin olmamış ıslak ve beyaz çekirdeklerini sıkarak arkadaşınızın yüzünü buruşturduğunuz oldu mu? Peki kiraz ağacına çıkanların eteklerine toplayıp da aşağıya indirdikleri kirazlardan kulağınıza küpe yaptığınız oldu mu? Ya dalından karamık kopartıp yediniz mi siz ve kıpkırmızı dudaklarınızla güldüğünüz oldu mu ağız dolusu?
Sizin ellerinize kına yaktılar mı hiç bir merasim havasında? Gece içi kınalanmış, üstü gazete ile kapanmış ve çorap geçirilmiş ellerinizin sabah ilk açıldığındaki kuruluğunu, acısını, buruşukluğunu ve kızıllığını hatırlıyor musunuz? Peki ya kokusunu….
Sizi hiç sabahları kar yağdı diye uyandıran oldu mu ve siz bakarken yılın ilk karına pencereden, gözleriniz kamaştı değil mi? Üstü hayvan postu ile kaplanmış kayakları olan arkadaşınızı kıskandınız hep; ama yine de poşetlerin üzerine oturup kaymak daha güzel geldi size. Peki hadi itiraf edin, siz de oyuna doyamadıkça ve ıslandıkça ayaklarınız kar sularından çişinizi altınıza kaçırıverdiniz değil mi? Ya başınızı kaldırıp gökyüzüne, ağzınızı sonuna kadar açıp kar tanesi yakalamaya çalıştınız mı hani ellerinizi pencereden uzatıp yağmurda ıslattığınız gibi?
Okula ilk başladığınız günleri hatırlıyor musunuz peki? Ben ağlamadım; ama bir ucu sobada ısınmaya çalışırken yanan ve kim bilir hangi akrabamızın çocuğundan bana devretmiş olan yakası kürklü yeşil paltomu hala özlüyorum. Ve gitmiyor kokusu burnumdan yanımda oturan arkadaşımın mahallenin bakkalından aldığı ufak, gül kurusu silginin kokusu. Ve her sabah annelerimiz tarardı saçlarımızı, okullarda bitleniverirdik hemen de nasıl kısacık keserlerdi onları hatırlıyor musunuz?
Peki siz hiç dışarıda yağmur yağarken sokağa çıkmak için ağladınız mı? Sonra pencereden dışarıya bakıp, nefesinizin buğulandırdığı cama isminizi yazdınız mı hiç? Bakkala gidip ekmek aldıktan sonra ekmeğin bir köşeciğini koparıp attınız mı ağzınıza? Ekmeğin geri kalan kısmını yemeğinize bana bana yediniz mi hep beraber? O zamanlar çorbaya ekmek doğramak da ayıp değildi değil mi?
Şimdi nerdesiniz nasılsınız kim bilir? Oysa herkes bilir yukarıdakilerden birini mutlaka yaptığınızı ve bir kez daha yaşamak için can attığınızı aynı şeyleri. Ve bence şimdi siz markette gördüğünüz kirazlardan bir çiftini kulağınıza iliştirivermek istiyorsunuz. İstemeseniz de ellerinizin kınalı olmasını, ellerine yeni kına yakılmış bir ufacık kız çocuğu gördüğünüzde tutup ellerini öpüvermek geliyordur içinizden ve belki de artık böyle küçük kızlara hiç tesadüf etmiyorsunuzdur.
Bence bugün siz yalnızken çorbaya hala ekmeğinizi banıyorsunuz; yana yana bir dere kenarı arıyorsunuz kirlenen ellerinizi içindeki taşlara sürterek yıkamak için; ama elleriniz öyle kirlenmiyor artık…
Bence siz sabahları ekmek kırıntısı verin mutlaka cama konan kuşlara bakkal dönüşleri koparıp yediğiniz ekmeğin hatırına. Ve ne olur kızmayın pencerenin altında annesine sesini duyurmaya çalışırken kendini kaybetmişçesine bağıran çocuklara.
Bence siz gözleriniz yumup biraz gidin geçmişe, kiminiz 50 yıl, kiminiz 30 yıl, kiminiz 20 yıl… öncesine. Göreceksiniz ne kadar özlemişsiniz, ne kadar aynısınız aslında ve ne kadar değişmemişsiniz…..